29 Ağustos 2015 Cumartesi

Bu Neyin İddiası? (İBBŞT - GSY)

Yazılacak şey çok, Allah sabır versin! (Hem size hem bana)

1) Repertuar Kısırlığı


Bir repertuar tiyatrosunun yelpazesi geniş olmalıdır. Hem klasik, hem çağdaş, hem yerli, hem de yabancı yazarlara bünyesinde yer vermelidir. Geçtiğimiz sezon (2014-15) oynadığınız oyunlar ortada. Özelden bakar isem, yani başa geldiğiniz andan itibaren başlayan yeni oyunları ele alır isem; 


2 Shakespeare karşıma çıkıyor: Bir Yaz Gecesi Rüyası, Kısasa Kısas. 

2 uyarlama müzikal komedi var: Cibali Karakolu, Şekerpare. 
1 uyarlama dram baş köşede: Ölü Ordunun Generali 
100. yıl dolayısıyla 1 özel oyun var: Çürük Temel. 
Ankara'dan getirilen (sürüklenen) 1 oyun mevcut: Kerbela. 
Biyografik bir eser duruyor: Lillian. 
2 genç kuşak yazarın oyunu repertuarda: Hayal-i Temsil, Komşum Hitler. 
3 yabancı oyun da bonus: Terzi, Sırça Hayvan Koleksiyonu, 12 Öfkeli Adam. 

Böyle bakıldığında "al sana çeşitlilik! Uyarlamadan, müzikale, yabancıdan, yerliye, genç kuşaktan, klasiğe her şey var" gibi gözükebilir. Lakin hiç de öyle değil. Neden mi?


13 oyunun 3'ü uyarlama. Şekerpare bir Türk filminden, Ölü Ordunun Generali bir romandan, Cibali Karakolu ise yabancılardan. Bu uyarlamalar çok mu lazım? Bu yıl Haldun Taner'in ve Aziz Nesin'in 100. doğum yılları yani tiyatromuz ile aynı yaşta olan iki değerli ismin. Bu iki isim aynı zamanda roman ve öykü yazarı. Yapsanıza uyarlama! PR'ınız mı düşer? Yoo ikisi de banko isim. Benim burada tartıştığım nokta sizin yaptığınız 3 uyarlamanın gerekliliği konusunda. Ne lüzum var bunlara? Türk edebiyatını ve yazınını seyirciyle buluşturun! Bakırköy Belediye Tiyatrosu bile Melih Cevdet Anday'ın 100. yılı diye Yarın Başka Koruda adlı oyununu sahneye taşıyor. Utanın! Bu kadar olanak içerisinde boşa kürek çekmenizi aklım almıyor. Oyunlar başlamadan, sesiniz tepemde şöyle yankılanıyor: "Ben Haldun Taner" Sen mi? Hadi oradan! 


3 oyunu ele aldım kaldı 10. Kerbela da gereksizler arasında. Hemen açıklayayım nedenini. Ankara'daki oyun sırf gişe yapıyor diye buraya getirilmez. Hadi getirildi diyelim, aynı rejisöre yönettirilmez. O zaman iş değişir. Oyun mu banko, rejisör mü? Ben cevabımı aldım. 


Lillian gereksizliğin tacını kimseye kaptıramaz. Bize ne kardeşim Lillian'ın hayatından? Neden bir yabancı yazarın hayatını anlatıyorsunuz ki bize? Bütün önemli Türk yazarlarını anlatırsınız da sonra sıra buna gelir, bu mantıklıdır. Yaşar Kemal'i anlatın Yaşar Kemal'i! 


2 yerli yazara (Ali Cüneyd Kılcıoğlu - Ahmet Sami Özbudak) yer vermişsiniz. Bu elbette çok güzel bir şey. Bu duruma bir itirazım yok. Sayı yükselsin yeter. 2 çok az! Çürük Temel özel bir oyun anladık! 100. yıl için yaptınız. 101. yıla devam edecek mi? Ya da 102ye, 103'e. Ediyorsa burada da bir problem var demektir. Bazı projeleri senelik düşünün ki anlamını yitirmesin. Engin Alkan yönetiyor değil mi? Pardon...


Ben böyle konuşurken 5 oyun daha yazmışım. Neyse devam edeyim. Terzi, Sırça Hayvan Koleksiyonu ve On İki Öfkeli Adam. Güzel seçilmiş 3 oyun. Hepsini severim. Bugün için çok şey söyleyen oyunlar. Böyle bir iddianız olduğunu bilmiyordum! Repertuarın genelinden bunu anlamak oldukça zor! Rejisörler bu üç oyunu öyle bir hale getirdiler ki, hepsinin anlamı başka yöne kaydı. İçi boşaldı. On İki Öfkeli Adam bugünün Kürt sorununa değinemedi. Değinmeli mi? Yoo, siz Amerikanvari takılın. Sırça Hayvan Koleksiyonu'nda eşcinsellik ortadan kaldırıldı. Kaldırılmamalı mıydı? Yoo, alt metinlerle uğraşmayın. Madem oyunların provalarına bakıp, onay veriyorsunuz, Kadın İstasyonu'nu kaldıracağınıza bunlara bir çözüm bulsaydınız!


Topu topu 5 tane yerli oyun var. 8'i yabancı. Maşallah! Bir Yaz Gecesi Rüyası prestijinizin arttığını düşündüğünüz bir oyun. Bir de Kısasa Kısas var. İkisi de Shakespeare. Neden biri parladı da diğeri sönük kaldı? Sizin gibi PR düşünen birine hiç yakıştıramadım. Neyi ne zaman oynatacağınızı bildiğinizi söylemeyin bana. İnanmam! Kurumun  kadrolu rejisörü yok mu da Zişan Uğurlu'yu çağırdınız? Bu ne demektir? Bir Yaz Gecesi Rüyası için de bu geçerli. Özünüzü kaybetmeyin! 


Bütün bunlara inanmadığım gibi repertuarın çeşitli olduğuna da inanmıyorum.Sebepleri yukarıda.    


2) Kurumun Vitrini


Şehir Tiyatrosu benim hafızamda son derece saygın bir kurumdu taa ki siz başa gelene kadar. Vitrin, vitrin olmaktan çıktı, camlar çizildi, kırıldı, yağlandı, hatta arasına film çekildi. Simsiyah bir görüntü oluştu. İçeriden bakan dışarıyı görebiliyor ama tersi söz konusu bile değil. İçeri girdiğimde gördüklerim daha karanlık! Neden mi? Onu da açıklayayım..


Bir arkadaşınız, söz verip, verdiği sözü tutmuyor ise belki ona ikinci kez inanırsınız. 2. şans misali. Yine aynı şeyi yapıyorsa olay bitmiştir. İstifa edeceğim dediniz mi? Evet. Ettiniz mi? Hayır. Bu birinci çarkı çevirme. Belediye ile bilmem ne işleri olmadı. Olacağına inanıyor musunuz? Keşke olsa. Keşke ben yanılsam ama mümkün değil. Levent Üzümcü gitti hala saçma sapan bir yığın açıklama yayınlıyorsunuz. Yanındaymışsınız! Yahu demek ki değilmişsiniz! 


Eleştiriye çok kapalısınız. Yanınızdakiler de öyle. Kazanın içine düşmüşsünüz, nereye gittiğiniz belli değil. Dışarıdan bir göz kazanın tepesinden size bakıyor. Yemeğin pişip pişmediğini o anlar, içindeki malzeme kendini bilmez, bilemez! Bırakın artık bu "Ağabey" söylemlerini! 


Yaptığınız şovlar, sahneye çıkıp ağlamalar, sarılmalar, ödülleri masaya dizip fotoğraf çektirmeler, bunlar hep kurumu itibarsızlaştıran şeyler. Şehir Tiyatrosu artık doluluk oranlarıyla, sizin söylemlerinizle anılıyor. Bireysel yani. Kurumsallık farklı bir şey. Bergüzar Koreller'in, Kenan İmirzalıoğlulları'nın adları geçiyor. Sonra kalk Afife ile Bedia'nın hayatını yap. Oldu! Zıtlığı anlatabilmem için bunu söylemem şart: Klas oldu kalas!


Muhsin Ertuğul'un adını şimdiye kadar hiç kimse bu kadar batırmadı! Yaptığınız hataların payını ona biçmeyin! Bırakın o hafızalardaki özel yerini korusun. Çerçeveyi duvardan çıkartıp başka bir duvara asarsanız olmaz! O çerçeve orada durmaz! Bırakın yerinde kalsın! Her şeyde ona sarılmayın. Sizden sonra tufan olmasın! Sonrası mı kaldı? Tufan çoktan çıktı! 


Ödüllerle işi götürmeyin! Hiç ödül almasanız ne olacak? Şehir Tiyatrosu'na adam mı gelmeyecek? Farkında mısınız? Kurum Aleksandre Popovski'nin aldığı ödüller ile gündeme geliyor. Mühim olan gündeme gelmesi mi? Yoo, en azında benim için öyle değil. Az ama öz konuşmak her zaman daha iyidir. O yabancı rejisör olmasaydı ne olacaktı? Tiyatro mu batacaktı? Tabii ki hayır. Bunu siz de biliyorsunuz. Kendinizi böyle lanse etmeyin! Varlığınızı neye borçlusunuz? Kurum kendini ne sayesinde idame ettiriyor? Bunları bilelim.


Doluluk oranına kafayı takıp, estetiği bir kenara ittiğiniz çok açık. Seyrettiğim oyunlar bana bunu söyletiyor. Pazar matinelerini geri alın. Böyle saçmalık olmaz! Bunun yaşlısı var, genç kızı var, çalışanı var. Seans azalt sonra doluluk arttı de. Tabii artacak aksi olabilir mi? Sansür olayı için özür dileyin artık! Kısmen kurtulabilirsiniz. Zihni Göktay, siz ve Nedret Denizhan yani bu işin sorumlulularından ben hala bir yanıt bekliyorum. Sakın sansür yok demeyin, kendinizi sansürlemiş olursunuz! Kendinize otokontrol uygulamayın. Sanatçılara uyguladığınız yeterli. 


Şimdi siz dersiniz ki, "işte senin gibiler böyle atıp tutuyor o yüzden bu haldeyiz." düze çıkmak bu kadar kolay ise tamam!


3) Atölye (adı her ne ise)


Atölye vardı ne oldu? Sezon kapandı eğitim bitti. O çocuklar ne oldu? Bir açıklama yok. Sözleşmeli olarak kadroya girdi mi? Bu eğitim ne için veriliyor? Hiçbir şey olmayacaksa neden atölye açıldı? Balon gibi şiş sonra patla! Atölye açmanızın amacını biliyorum. Darülbedayi eskiden öyleydi yine öyle olsun. O zamanki durum ile şimdiki bir mi? Bunu göremiyor musunuz gerçekten? Ayşenil Şamlıoğlu döneminde gelen hocalar vs. ne oldu? Ayrıca siz neden yabancı bir rejisör getirtmediniz? Popovski ile yola devam etmek de bir tercih ama alan geniş! O her şeye yetişemez. Ayrıca yetişmemeli! En değerli mirasımız o değil! Zaten Hayal Perdesi'ne gitti geçmiş olsun! El boş! Zişan Uğurlu ile Ayşe Emel Mesçi'yi tekrar çağırın, açığı kapatın.  


Sizin Devlet Tiyatrosu gibi turne derdiniz yok, geniş bir coğrafyaya da yayılmış değilsiniz. 7 sahne elinizden öper! Ona rağmen ne doğru dürüst bir oyun seçimi var ne de program açıklanıyor. Eylül'e giriyoruz, yayınlasanız da öğrensek! 

4) Kişisel


Sıkı takipte olan arkadaşlarınız var hepsini biliyorum. Dramaturji bölümüne benden selam söyleyin Ege Küçükkiper yine saygısızlık yapıyor deyin. Yeni sezon oyunlarınızı öğrendim. Caanım rolü Yiğit Sertdemir oynuyormuş. Oynasın, ben almayayım. Doğru, biraz da kurumu için çalışsın. Dışarıya iş yaptığı yeter! Perihan Savaş'a benden selam. Söyleyin azıcık tiyatroya uğrasın. Ben daha fazla geliyorum. Ne zaman televizyonu açsam ekranda. Benden bu kadar. Umarım bu sezon, bu kötü gidişata bir dur dersiniz! Bu arada unutmadan şunu da belirteyim, geçen gün vatandaşın biri "Güzellikler Evine 100. Yılında Mektup" diye bir yazı yazmış. Ne yaptınız Allah aşkına? "Sana daha iyi roller vereceğiz" mi dediniz? Çok yazı okudum ama öylesine övülen bir yazı okumadım. Pes! Siz giderseniz hiç üzülmeyeceğim. Meydan boşalıyor, tiyatro daha kötüye gidecek diye bir kaygı duymuyorum. Siz varken ne hacet! Benden de size bir HÖST!


Bu neyin iddiası? 

O yazı: 
http://www.teferruatdergi.com/#!yusuf6/ces1 
(TEFERRUAT!)


Ege KÜÇÜKKİPER


24 Mayıs 2015 Pazar

Gelecek Sezon Sahnelenmesini Arzuladığım 20 Oyun



YABANCI ESERLER

  1. YERMA - F.G. LORCA
  2. HEPSİ OĞLUMDU - ARTHUR MİLLER
  3. NORA (BİR BEBEK EVİ) - HENRİK IBSEN
  4. MEZBAHALARIN KUTSAL JOHANNAS'I - BERTOLT BRECHT
  5. ARZU TRAMVAYI - TENESSEE WİLLİAMS
  6. SIĞINTILAR - MROZEK
  7. YAŞLI BAYANIN ZİYARETİ - FRİEDRİCH DÜRRENTMANTT
  8. BALKON - JEAN GENET
  9. KARANLIK GÜÇLER ÜSTADI - GEORGE WALKER
  10. GECE O KADAR KİRLİYDİ Kİ İKİSİ DE KAYBOLDULAR - PLİNİO MARCOS

YERLİ ESERLER

  1. KURBAN - GÜNGÖR DİLMEN
  2. BİR ÖLÜMÜN TOPLUMSAL ANATOMİSİ - OKTAY ARAYICI
  3. EŞEĞİN GÖLGESİ - HALDUN TANER
  4. KORKU - ORHAN ASENA
  5. KANAVİÇE - TURGUT ÖZAKMAN
  6. YARIN CUMARTESİ - GÜNER SÜMER
  7. DELİ İBRAHİM - TURAN OFLAZOĞLU
  8. MÜFETTİŞLER - MELİH CEVDET ANDAY
  9. AYAK BACAK FABRİKASI - SERMET ÇAĞAN
  10. KAPININ ARDI - EGE KÜÇÜKKİPER :)




 Ege KÜÇÜKKİPER

1. Ege Küçükkiper Tiyatro Ödülleri (2014-15 Sezonu)


2014-2015 sezonu içerisinde; 

1'i çocuk, 
2'si yabancı, 
27'si yerli (5'i turne), 
2'si festival kapsamında 
32 oyun ile, 
2 bale (1'i turne) 

temsili izledim.

Çocuk Oyunu

  • Bisküvi Adam (İBBŞT)

Festival Oyunları

  • Müfettiş (Yeditepe Üniversitesi Öğrencileri)
  • Kenardakiler (Fransa Topluluğu)

Yabancı Oyunlar

  • Vanya&Sonya&Masha&Spike (Toronto)
  • The Phantom of the Opera / Operadaki Hayalet

Yerli Oyunlar

  • On İki Öfkeli Adam (İBB Şehir Tiyatroları)
  • Güneş Batarken Bile Büyük (İstanbul Devlet Tiyatrosu)
  • Uyanış (Tiyatro Oyun Bandı)
  • Şekerpare (İBB Şehir Tiyatroları)
  • Katil Joe (Tiyatro İn)
  • Hamlet Makinesi (İstanbul Devlet Tiyatrosu)
  • Cibali Karakolu (İBB Şehir Tiyatroları)
  • Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda (M. Gezen Tiyatrosu)
  • Vakti Geldi (İBB Şehir Tiyatroları)
  • Bir Yaz Gecesi Rüyası (İBB Şehir Tiyatroları)
  • Uzak Adalar (Ölü Aktörler)
  • İstibdat Kumpanyası (Tiyatro İstanbul)
  • Satıcının Ölümü (Ankara Devlet Tiyatrosu)
  • Shakespeare Zorda (Ankara Devlet Tiyatrosu)
  • Paşa Paşa Tiyatro (İstanbul Devlet Tiyatrosu)
  • Kara Vanilya Ormanı (Talimhane Tiyatrosu)
  • Hayal-i Temsil (İBB Şehir Tiyatroları)
  • Romeo ve Juliet (Bakırköy Belediye Tiyatrosu)
  • Ormanlardan Hemen Önceki Gece (Tiyatro Biriken)
  • Küçük Prens Bana Dedi Ki (Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu)
  • Leonce ile Lena (Adana Devlet Tiyatrosu)
  • Tarla Kuşuydu Juliet (Konya Devlet Tiyatrosu)
  • Diktat (Diyarbakır Devlet Tiyatrosu)
  • Beyaz Fil (Teatron)
  • İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz (Hayal Perdesi)
  • Nehir (Oyun Atölyesi)
  • Kabare (İBB Şehir Tiyatroları)

Bale Temsilleri 

  • Giselle (İstanbul Devlet Opera ve Balesi)
  • Hamlet Balesi (Ankara Devlet Opera ve Balesi)


Not 1: Az sonra okuyacağınız değerlendirme, yurt dışı, festival ve çocuk oyunları ile bale temsillerini kapsamamaktadır.  

Not 2: Aşağıdaki kategorilere sadece bu yıl ilk kez oynanan oyunlar dahil edilmiştir. Bu durumda 4 oyun (Katil Joe, Vakti Geldi, Nehir ve Kabare) değerlendirme dışı tutulmuştur. 


En İyi Oyun: Shakespeare Zorda
(Ankara Devlet Tiyatrosu)

En İyi Rejisör: İlham Yazar
(Shakespeare Zorda)

En İyi Dramaturg: Yağmur Yağmur 
(Uyanış)

En İyi Uyarlama: Yeterli düzeyde biri bulunamamıştır. 

En İyi Kadın Oyuncu (Dram): Şebnem Köstem / Hümay Güldağ Belgin (Hayal-i Temsil)

En İyi Erkek Oyuncu (Dram): Erdal Küçükkömürcü 
(Satıcının Ölümü)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Dram): Ayla Baki Yücesoy (Güneş Batarken Bile Büyük)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Dram): Buğra Koçtepe (Satıcının Ölümü)

En İyi Kadın Oyuncu (Komedi) : Ebru Nil Aydın 
(Shakespeare Zorda)

En İyi Erkek Oyuncu (Komedi): Levent Üzümcü
(Bir Yaz Gecesi Rüyası)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Komedi): Yeterli düzeyde biri bulunamamıştır. 

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Komedi): Uğur Dilbaz (Şekerpare) 

En İyi Dekor Tasarımı: Şirin Dağtekin Yenen 
(Güneş Batarken Bile Büyük)

En İyi Kostüm Tasarımı: Şirin Dağtekin Yenen 
(Küçük Prens Bana Dedi Ki)

En İyi Işık Tasarımı: Çetin Atay 
(Satıcının Ölümü)

En İyi Besteci: Can Atilla 
(Satıcının Ölümü)

Umut Vadeden Kadın Oyuncu: Başak Vural
(Shakespeare Zorda)  

Umut Vadeden Erkek Oyuncu: Mesut Dalkılıç
(Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda)

Ege Küçükkiper Özel Ödülü: Teatron
(Beyaz Fil)

Yaşam Boyu Onur Ödülü: Bülent Kayabaş

Oyun eleştirilerini yaptığım blog: http://egekucukkiper.blogspot.com



EGE KÜÇÜKKİPER

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Nasıl Bir Tiyatro?



Dün, (03.05.2015) 'kurtarıcımız' twitter'da tiyatrocular #NasılBirTiyatro adı altında bir başlık açtılar. Ben de birkaç twit attım. RT'ler, FAV'lar gırla gitti. Fakat twitter bana her zaman için çok bölük pörçük gelmiştir. Blog açmamın bir nedeni de düşüncelerimi derli toplu bir araya toplamaktı. Atılan twitleri okurken bazı tiyatrocuların, nasıl bir tiyatro istediğinden çok, kişisel beğeni ve zevklerini ön plana çıkardığını, işi dedikodu kazanına döndürdüklerini, kendilerini tatmin ettiklerini ve en önemlisi tiyatroya hiçbir fayda sağlamayacak isteklerde bulunduklarını gördüm. Şu sıralar Metin And'ın yazdığı 1923-83 yılları arasını kapsayan, "Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu" adlı 700 sayfalık kitabı okuyorum. Az evvel söylediklerim o günden bugüne değişmez bencilliğin adeta birer kanıtı niteliğindeler. Gerçekten çok yazık... 

Nasıl Bir Tiyatro?  Benim düşüncelerim üç yönde ilerlemekte;

A) 

  • Hâlâ yakalayamadığımız ulusal kalp atışına ulaşan,
  • Yerli yazarlara önem veren,
  • Yeni Haldun Taner'ler, Güngör Dilmen'ler, Güner Sümer'ler, Orhan Asena'lar yetiştiren,
  • Deneme-yanılma yönteminin nihayet bulduğu,
  • Yazar-Rejisör-Dramaturg işbirliğinin güçlendiği,
  • Edebi heyet üyelerinin 85-90 yaş aralığında olmadığı,
  • 'Tek Adam' ilkesinin sona erip, paylaşımın gün yüzüne çıktığı,
  • Çağdaşlaştırma yollarının çağı anlamaktan geçtiğinin anlaşıldığı,
  • İçinde bulunduğu zamana göre bir repertuar oluşturulduğu,
  • Sulu zırtlak vodvillerin en aza indirgendiği,
  • Seyirciyi düşünmeye sevk edecek metinlerin yazıldığı ve sahnelendiği,
  • Yerli yazarlarımızın ve genel olarak Türk Tiyatrosu'nun dünyaya açıldığı,
  • Yine bu yolla işin içerisindekilerin, Dünya Tiyatrosu'nu takip ettiği,
  • Taklidin değil, özgünlüğün kendini gösterdiği,
  • Daha çok festivalin yapıldığı,
  • Basının tiyatroya ilgi gösterdiği,
  • Çocuk tiyatrosunun hak ettiği önemi gördüğü,
  • Yeniliğe açık olan,
  • Tekniğini geliştiren,

B) 

  • Tiyatroyu tiyatrocuların yönettiği,
  • Şehir ve Devlet Tiyatroları'nın özerk bir yapıya kavuşturulduğu,
  • Ödül kurumlarının objektif davrandığı,
  • Birtakım tiyatrocuların ödül delisi olmadığı,
  • Yazanın, yönetmediği, yönetenin oynamadığı, 
  • Yine bu yolla üçlü bir işin sahnelerden uzak kaldığı,
  • Bir tiyatronun, doluluk oranı ile yönetilmediği,
  • Sansürden, törpülemeden, oto-kontrolden hiç bahsedilmediği,
  • Korkunun alt edilip, özgürlüğün yükseldiği,
  • Eleştirmenlerin, eleştirilerini seviyeli bir üslup ile yazdığı,
  • Beğeni ölçütünün, eş dost ilişkisi ile belirlenmediği,
  • Tiyatrocuların matine-suareden şikayet etmediği,
  • Dedikodunun, gıybetin, iftira ve her türlü karalamanın tarihe karıştığı,
  • Her tiyatrocunun eleştiriye saygı duyduğu,
  • Twitter gibi mecralar üzerinden kimsenin kimseye saldırmadığı,
  • Eleştirmenlerin, oyun metnini okuyup, öyle izlediği,
  • Tiyatro yönetiminin, seyircinin okumak için istediği metni verdiği,
  • Bir yazıdan iki oyun çıkarılmadığı,
  • Aynı rejisörün aynı oyunu farklı yıllar ve yerlerde defalarca yönetmediği,
  • Ücretlerin fazla olmadığı,
  • Matine kültürünün yeşertirildiği,
  • Tiyatrocuların daha fazla kazandığı,
  • Dışarıdaki işlerinden ziyade kurum içindeki görevlerine öncelik verdikleri,
  • Broşürlerin her oyuna zamanında yetiştirildiği,
  • AVM içine tıkılmadığı, sanat eserleriyle dolu binaların olduğu,
  • Kapalı sahnelerin açıldığı, 

C) 

  • Seyircinin oyun esnasında yemek yemediği, konuşmadığı, telefonuyla ilgilenmediği,
  • Yerli yersiz kısımlarda gülüp, alkışlamadığı,
  • Son dakika salona teşrif etmediği,
  • Oyuna gelmeden evvel, oyun ile ilgili biraz araştırma yaptığı,
  • Velilerin, çocuklarını sık sık tiyatroya götürdüğü,
  • Tiyatroya daha şık kıyafetler ile gelindiği,
  • Oyun sonrası seyircilerin toplanıp, oyun hakkında tartıştıkları,


BİR TİYATRO

(Sol baştan sırasıyla sağa doğru) S.Mrozek, Şinasi, S.Şendil, A.Ağaoğlu, G.Dilmen, N.Kemal, T.Oflazoğlu, T.Buğra, T.Özakman, H.Pinter, B.Shaw, N.Hikmet, F.Lorca, A.Miller, J.P.Sartre, A.Vefik Paşa

(Sol baştan sırasıyla sağa doğru) W.Shakespeare, H.Ibsen,T.Willams, V.Öngören, A.Çehov, B.Brecht, Goethe, O.Arayıcı, Moliere, C.Goldoni, H.Taner, G.Sümer, S.Beckett, Strindberg, A.Nesin, O.Asena


EGE KÜÇÜKKİPER


4 Şubat 2015 Çarşamba

Ben, Engin Alkan ve Metamorfoz




Bu yazı, yukarıda paylaştığım, Engin Alkan'ın twitime verdiği bir cevaptan doğdu. Engin Bey'in bu twiti beni üzmekten ziyade (böyle bir amacı olmadığına eminim) sevindirdi. Kendisine dört teşekkürüm var. 

1) Beni akıllı bulduğu için teşekkür ederim.
2) Sanatı sevdiğimi anladığı için teşekkür ederim. Bunu anlayan "beni" anlamış demektir.
3) Beni ilgiyle takip ettiği için teşekkür ederim. (Beni twitter'da takipten çıksa dahi)
4) Hakkımda uzun uzun düşündüğü için teşekkür ederim.

Engin Bey, İBBŞT hakkında yazdıklarımdan ve Küskün Müzikal'i beğenmememden dolayı bana kızgın. (Bu benim yorumum) Alkan'ı yıllar öncesinden 'takip' ediyorum. Açık açık söylüyorum: "Tarla Kuşuydu Juliet"i, (İBBŞT) "İstanbul Efendisi"ni (İBBŞT) ve "Şark Dişçisi"ni (İBBŞT) beğenerek seyrettim. İlk iki oyunu ikişer kez izledim. "Vişne Bahçesi"nde (İBBŞT) umduğumu bulamadım. Yeditepe Üniversitesi öğrencilerine rejilediği "Vişne Bahçesi"nde mest oldum. "Küskün Müzikal"i ise hafızamdan atmaya çalışıyorum. "Çürük Temel"i (İBBŞT) ve "Huysuz"u (AYSA P.) İstanbul dışında bulunduğum için henüz yorumlama 'fırsatı' bulamadım. (Evet Engin Alkan'ı her zaman bir fırsat olarak gördüm) Nisan ayında göreceğim.  

Bahsi geçen bütün oyunlara gitme sebebim, rejisör ibaresinin karşısında Engin Alkan yazıyor oluşudur. Bunu, beni tanıyan herkese sorabilirsiniz. Engin Alkan benim için Ekim 2012'den itibaren yokuş aşağı inmeye başladı. Ben her yönetmeni dibe vurana kadar takip etmeye devam ederim. Dibe vuranlar oldu. Ben de onlarla vedalaştım. Geri dönmem çok zor. Şu an İBBŞT'nda oyunları var, içimden gitmek gelmiyor. "Şekerpare"ye gitmeye niyetim var. Yani önümde Engin Alkan fırsatları için 3 oyun var. 3'te 2 tutturursam ne âlâ...

Gelelim metamorfoza. Engin Bey'in bu cümleyi çeşitli anlamlarda söylemiş olabilir. Tek anlam çıkarmak yanlış olur. Tahminlerimi aşağıda sıraladım.

1) Önceki oyunlarımı beğendin, sonra beğenmemeye başladın.

Bu zayıf bir tahmin. Çünkü cümlede 'zehirli ortam' diye bir ifade var. Zehirli ortamdan kasıt twitter. Başkalarının beğenilerine göre, kendi beğenilerimi kesinlikle değiştirmem. Engin Bey'le aynı ortamda çok bulunduk ama hiç konuşmadık. Yani beğenilerimde bir torpil, beğenmeyişlerimde de bir garez yok. Ortamın zehirli oluşuna katılıyorum lakin ben ne zehri akıtanım ne de akan zehirde yıkanan...

2) İBBŞT'ye karşı daha ılımlı ve hoşgörülüydün, artık değilsin.

Bunun GSY 'değişimi' ile bir ilgisi var. Ayşenil Şamlıoğlu döneminde, onun yaptıkları nezdinde konuştum. Şimdi Erhan Yazıcıoğlu'nun yaptıklarını dikkate alarak konuşuyorum. Bir sonraki GSY için de çekinmeden konuşurum. Bu son derece doğaldır. Durumun, bu sefer Engin Alkan'ın da yönetimde olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bunun için üzgünüm. Elimden gelen bir şey olmaz....

3) Melih Anık'ın tarafına geçtin. Bu dönüşümü sana yakıştıramadım.

Ortada bir taraf yok. Siz twitlerinizde Melih Anık'ın adını geçirmek istemiyorsunuz (nereden biliyorsun o zaman onu kasettiğimi? diyebilirsiniz) ama tahmin edebiliyorum. Öncelikle Melih Ağabey'i, çok yakından tanıyor, Türk Tiyatrosu için düşüncelerini çok net biliyorum. Kendisiyle defalarca bir araya geldik. Evinde beni misafir bile etti. Oysa biraz evvel değindiğim gibi size çok yakınmışım gibi gözüksem de aslında sizi çok uzaktan tanıyorum. Estetik ve sanatsal düşüncelerinizi, siz açıkladığınız ölçüde biliyorum. Lakin yönetim katı sus pus. Haliyle düşüncelerim kısıtlı kalıyor. Torpil yapmıyorum. Ne sizin ne de Melih Ağabey'in torpile ihtiyacı var. Melih Ağabey ile düşüncelerimiz ortak. İnandığım, güvendiğim bir büyüğüm. 

Uzun lafın kısası, metamorfozu ben yaşamıyorum. Metamorfozun geri dönüşümü yoktur. Olmadığı için de sizin yaşamış olduğunuzu düşünmek istemiyorum. Bundan 5 sene evvel liseyi bitirdiğimde arkadaşlarım lise yıllığına şöyle yazmışlardı: "Yıl 2050 olacak ve sen hiç değişmeyeceksin." Değişime kapalı olmak belki kötü bir şey fakat değişimi negatif yönde geçirmek bence daha kötü. İstanbul'a geldiğimde yüz yüze görüşmeyi elbette isterim. Şimdilik hoşça kalın...

Not: MSM'nde eğitim verdiğiniz yıllarda, kilolu, Fenerbahçe fanatiği, prova aralarında maç izleyip, tezahürat yapan, o yıllarda 40 yaşlarında ve adı Gül Yıldırım olan bir öğrencinizi hatırlıyor musunuz? Kendisi teyzem. Dedim ya hem çok yakın hem de çok uzağız...  

Yazımı okuduktan sonra Engin Alkan aşağıdaki twitleri attı.




EGE KÜÇÜKKİPER



18 Ocak 2015 Pazar

Kaçan Fırsatlar Limited (İBBŞT)


'Kaçan Fırsatlar Limited', Çağan Irmak'ın, 'Kabuslar Evi' başlığı altında yazıp yönettiği, 2006 yılına ait, psikolojik gerilim türünde olan 13 seri filmden bir tanesi. Oyuncu kadrosunda ise; Levent Üzümcü, Bennu Yıldırımlar, Ali Düşenkalkar, Kutay Köktürk, Sevim Gelenbe ve Bilge Şen var. Filmi daha önce izlemiştim. Dün akşam tekrar izledim. İkinci izleyişim, senaryodan farklı anlamlar çıkarmamı sağladı. Filmdeki karakterler ve olay örgüsü İBBŞT'nı hatırlatırken, kurumun yöneticilerinin tutunduğu tavırlar aklımdan geçti.  

Filmi izleyenler bu yazıyı okuduktan sonra benzer noktaları göreceklerdir. İzlemeyenler için, elimden geldiğince 'açık' yazmaya çalışacağım. Fakat filmin bütününe değil, sadece benzer noktalara değineceğim. 

Baş karakterimize "O" diyelim ve başlayalım. O, büyük bir iş adamı. Her türlü çalışanı (şoförü, ofis elemanları, çaycı) O'ndan nefret ediyor. Çünkü kendisi, bütün iş ve ilişkilerini 'tatlı sert' bir yolla 'kulak çekerek' yürütüyor. Çaycı, her seferinde kahvesine tükürüyor fakat O, bu durumu bilmiyor.

Burada duralım. Tanıdık geldi değil mi? Yukarıdaki paragrafta iki benzerlik söz konusu. Birincisi zaten aşikâr. O'nun 'idare etme' yöntemi. Diğeri ise, habersiz tükürülen kahve. O, kurum içinde köstebek olduğunu söylüyor. Yani biri o kahveye tükürüyor ama kim olduğu belli değil. Sadece şüphe var. Ama o, kahveyi içmeye devam ediyor. Yani kendi kendini zehirliyor. Ne uğruna? Ayrıca köstebek, 'nefret' kısmını da onaylıyor. Demek ki seveni kadar sevmeyeni de var. Kulislerinden 'sevgi' taşan bir kurumun yöneticisi, bu nefreti almak için ne yapmış olabilir? (Filmdeki nefretin nedeni: 'muamele')

Devam edelim. O, bu şekilde davranmaya devam edip, kendi PR'ını düşündükçe, yeni bir iş fırsatlarını 'kaçırıyor' ve elindekileri kaybediyor. Tam bu esnada gazetede ve televizyonda 'Kaçan Fırsatlar Limited'in ilanı ile reklamını görüyor. Görüşmeye gittiğinde kurumun sahibi, ona kaçırdığı 3 fırsatı tekrar sunabileceğini, bunun için 3 adet çikolata alıp, dileğini tutuğu anda yemesini söylüyor. O, birinci çikolatayı yerken, Tuzla'da kaybettiği arazi ihalesini geri almayı, ikinci çikolatayı yerken bir Amerikan şirketi ile ortaklık yapmayı, üçüncü çikolatayı yerken de, geçmişinin silinmesini istiyor. (Not: Üçüncü çikolatanın yarısı yok)

Yine duralım ve benzerliklere bir bakalım. Öncelikle şunu söylemem gerekir ki, O'nun her isteği 'ben' merkezlidir. İlk iki isteği şirketi ile ilgili imiş gibi duruyor olsa da O, cebine girecek olanın derdindedir. Bizde ki O'ya, böyle bir fırsat verilse BENCE şunları dilerdi: 1) PR yüksek olsun, 2) Tiyatroyu tiyatrocular yönetsin, 3) Tarihe geçeyim. Görüldüğü üzre ilk iki istek kurumun menfaati içinmiş gibi algılanmaktadır. Lâkin 'ben' merkezlidir. Tiyatroyu yükseltmeye ve geliştirmeye yönelik bir adım değildir. Özellikle ikinci dilek (filmdekinin) İBBŞT'nun yabancı yönetmenler ile çalışma isteğine birebir uymaktadır.  

Ve üçüncü dilek. Biri geçmişini silerek unutulmak istiyor, diğeri geçmişi ile hatırlanıp tarih yazmak. Her ne kadar zıt dilekler olsalar da aslında birbirini tamamlıyorlar. Filmdeki O, bu dileğini canı ile ödüyor. Bu sayede otomatik olarak geçmişinden kurtuluyor. Bizim O, bu dileği için nasıl bir bedel ödeyecektir bilinmez fakat tarihe geçeceği kesindir. İyi mi yoksa kötü mü hatırlanacağının cevabı ise şüphesiz çikolatanın 'yarım' oluşunda saklıdır. Bizim O'nun hala, kayıp olan diğer yarıyı bulmak ve iyi bir biçimde iki parçayı tamamlayıp yeme şansı vardır. 

Filmde sık sık kullanılan bir cümle ile yazıyı bitirmek istiyorum. Şöyle diyor çikolataları sunan dilek bekçisi: "Siz sadece görmek istediğinizi görmüşsünüz." İBBŞT tamamen kendi içine bakmakta, dışarıdaki gözü içeriye sokmamakta direnmektedir. Dilek bekçisi, filmdeki O'yu öldürürken ilk olarak 'gözlerini' oyarak işe başlamıştır. Bilmem anlatabiliyor muyum?  

ÖNEMLİ NOTLAR: 

1) Tesadüftür ki filmin iki oyuncusu (L. Üzümcü ve B. Yıldırımlar) İBBŞT sanatçısı. 
2) "Kabuslar Evi" başlığı İBBŞT'nın seyirciye yaşattıkları ile doğru bir ada ulaşmıştır. 
3) Dilek bekçisinin niyeti kötüdür. Fakat O bunu anlayamamıştır. Bu nedenle hep 'verileni' almıştır. Verileni lezzetli bulmuş ve daha çok istemiştir. 
4) İBBŞT, tarihinde çok fırsat kaçırmıştır. Kaçırmaya da devam etmektedir. 
5) Filmdeki O, K.F.Limited'in reklamını her gördüğünde kendine zarar vermektedir. (Bir tarafını keserek) İBBŞT için de durum bundan farksızdır. O'nu kemiren, O'nun içindedir.

Filmin linki: 

https://www.youtube.com/watch?v=VPYN8apYyIM







EGE KÜÇÜKKİPER


15 Ocak 2015 Perşembe

Röportajın Adı: GSY (İBBŞT)


Bu yazı Seray Şahinler Demir'in, İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu ile yaptığı röportaj ile ilgilidir. 

Röportaj linki: 

http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=2524


1) 3-5 Eleştirmen demeniz bile eleştirmenleri yok saydığınızın bir göstergesidir. Unutulan eleştirmen Üstün Akmen değil de bir başkası olsa idi yine aranacak mıydı? Yoksa bir çifte standart durumumu söz konusu?

2) Öğrenciler daha evvel küsmemişti. Bu yönetimden evvel her gittiğim oyun talebe kaynıyordu. Bence şimdi küstüler. Salonun çoğunluğu 60 yaş ve üzeri seyircilerden oluşuyor. Her gösterimden haberim var. 

3) Klasik eser oynamadığınızın farkına varmanız güzel. Fakat seçtiğiniz oyunlardan birini bu sezon Tiyatro Pera'da oynuyor. (Kısasa Kısas) Ve oynayacakları haberini ben yazın öğrenmiştim. Aynı oyunu seçmek ne derece doğru? Hoş bir rekabet değil.

4) Hülya Karakaş'ın mektubu ironi kokmuyordu. Sizin kamuoyuna duyurduğunuz çeşitli mesajlarınız gibi 'açık' bir mektuptu. İroninin kelime anlamına bakmanızı rica ediyorum.

5) Oyun provasını görmek istediğinizde, yönetmenin ve oyuncuların 'direnmeleri' normal değil mi? 'Aç göster' zihniyeti size yakışmıyor. Direnişin kelime anlamının sizde çok başka yerlerde olduğunu görüyorum. 

6) "Cibali Karakolu" 40 prova yaptı diyorsunuz. 8 Ekim'de oyunun çıkması şart mıydı? Biraz daha bekleyemez miydi? 'Ben geldim yaptım'  mantığının doğurduğu sonuçlar ortada. 

7) "Kurum dışı iş kabul etmiyorlar" cümleniz röportajın 'topic' cümlesi konumunda. Tiyatroları teker teker ziyaret etmenizi diliyorum. 

8) Eski oyunlarla vedalaşmanız 'torpil' içeriyor. "Şark Dişçisi", "İstanbul Efendisi" yıllardır oynuyor. Hem de her ay. Yoksa bahsi geçen oyunların yönetmeninin Engin Alkan oluşu bu oyunları kaldırmanıza bir engel mi teşkil ediyor? Yöntemden kastınız PR mı?

9) Oyun seçimindeki 'otorite' Yiğit Sertdemir demişsiniz. Bu kadar kolay mı? Soytarı ile Cordelia ilişkisini çözemeyen bir otorite...

10) Protokolü azaltmışsınız. Bu iyi. Fakat engelliler için neden sadece Perşembe günü seçildi? Eskiden her gösterimde üstyazı uygulaması vardı. 

11) Sözlerinizden anladığım kadarıyla her oyuna 2 gala yapılıyor. Bu durum bende, seyirci gösterimlerini azaltıp kendi içinizde 'eğlendiğiniz' izlenimini bıraktı. 

12) 'Mağdur' edebiyatını son gaz devam ettirmişsiniz. Yedikule'den gelmeniz seyirciyi hiç ilgilendirmez. Yelpazeden kasıt bu olmamalı...

13) Ben 'onlardandım' (geçmiş zaman) sözünüz bir başka kutuplaştırma örneği. Şimdi kimlerdensiniz? Bu ifadenin ardında kulislerinizde 'sevgi' oluşu şüphe çekmez mi? 

14) 'Çatlak' sesler, siz düzeldiğiniz zaman susacak. Kurumun da 'dibi çatlak'. Çünkü kazanın dibi yamalı. Çıkan ses ortada ama duyan yok. Kulaklarınız tıkalı. Bu durumda eleştiriye kulak vermeniz de imkansız.

15) "Kadın İstasyonu" oyununu bilmemeniz çok ilginç. Son 10 yılda İBBŞT'nda kaç oyun izlediniz ve kaç oyun okudunuz? Bunu size 'Bertolt Brecht Külliyatı'nı (11 cilt) eksiksiz okumuş olan biri soruyor. 

16) Uyum süresinin 'geleneksel' olduğunu belirtiyorsunuz. Görüyorum ki siz hala uyum sağlayamamışsınız. Neyse süreniz uzun..

17) İşinize gelmeyen şeyleri 'aile içi' olarak değerlen- dirmişsiniz. Bu pek 'açık' değil. Tabii 'hakkınız' var. 

18) Bir yandan okul (aslında atölye) açıp diğer yandan yabancı yönetmen peşinde koşmak bence mantık dışı. Yönetmen yok diyorsunuz lakin olanı da istemiyorsunuz. (Bkz: Hülya Karakaş) Hep aynı kişilere oyun yönettirmek niye? 

19) Okul açmakla tarihe geçip geçmediğinizi, okul ve zaman gösterecek. Şimdiden konuşmak çok erken. Kendinizi 'tanrı' ilan etmek yakışık almaz. 

20) 70'e kadar oradayım lafınız inşallah şakadır. Düşünmek bile istemiyorum!

21)
 Tiyatro duraklama döneminde falan değildi. Siz başa geçince yükselme dönemine de geçmedi.

22)
 Kendi beynimi ancak ben kontrol ederim. Sizin 'kulak çekme'niz bana sökmez. 

23)
 Sizin için GSY sadece Muhsin Ertuğrul ve Gencay Gürün mü demektir? Diğerleri? Mazlum Kiper ve Ayşenil Şamlıoğlu dönemlerini inceleyin. 

24)
 Kerem Yılmazer sahnesi'nde 'konuk' tiyatrolar
oynayabiliyorsa, kurum oyunları da oynayabilir demektir. 

25) Tiyatro, seyirciyi mutlu etmekten ziyade, 'rahatsız'
etmelidir. 


NOT

Röportajı yapan şahıs oyun yazarı olan Pirandello'yu, 

teknik direktör Prandelli şeklinde yazarak büyük bir 

skandala imza atmıştır. Bir özür borçludur.

  


EGE KÜÇÜKKİPER