24 Mayıs 2015 Pazar

Gelecek Sezon Sahnelenmesini Arzuladığım 20 Oyun



YABANCI ESERLER

  1. YERMA - F.G. LORCA
  2. HEPSİ OĞLUMDU - ARTHUR MİLLER
  3. NORA (BİR BEBEK EVİ) - HENRİK IBSEN
  4. MEZBAHALARIN KUTSAL JOHANNAS'I - BERTOLT BRECHT
  5. ARZU TRAMVAYI - TENESSEE WİLLİAMS
  6. SIĞINTILAR - MROZEK
  7. YAŞLI BAYANIN ZİYARETİ - FRİEDRİCH DÜRRENTMANTT
  8. BALKON - JEAN GENET
  9. KARANLIK GÜÇLER ÜSTADI - GEORGE WALKER
  10. GECE O KADAR KİRLİYDİ Kİ İKİSİ DE KAYBOLDULAR - PLİNİO MARCOS

YERLİ ESERLER

  1. KURBAN - GÜNGÖR DİLMEN
  2. BİR ÖLÜMÜN TOPLUMSAL ANATOMİSİ - OKTAY ARAYICI
  3. EŞEĞİN GÖLGESİ - HALDUN TANER
  4. KORKU - ORHAN ASENA
  5. KANAVİÇE - TURGUT ÖZAKMAN
  6. YARIN CUMARTESİ - GÜNER SÜMER
  7. DELİ İBRAHİM - TURAN OFLAZOĞLU
  8. MÜFETTİŞLER - MELİH CEVDET ANDAY
  9. AYAK BACAK FABRİKASI - SERMET ÇAĞAN
  10. KAPININ ARDI - EGE KÜÇÜKKİPER :)




 Ege KÜÇÜKKİPER

1. Ege Küçükkiper Tiyatro Ödülleri (2014-15 Sezonu)


2014-2015 sezonu içerisinde; 

1'i çocuk, 
2'si yabancı, 
27'si yerli (5'i turne), 
2'si festival kapsamında 
32 oyun ile, 
2 bale (1'i turne) 

temsili izledim.

Çocuk Oyunu

  • Bisküvi Adam (İBBŞT)

Festival Oyunları

  • Müfettiş (Yeditepe Üniversitesi Öğrencileri)
  • Kenardakiler (Fransa Topluluğu)

Yabancı Oyunlar

  • Vanya&Sonya&Masha&Spike (Toronto)
  • The Phantom of the Opera / Operadaki Hayalet

Yerli Oyunlar

  • On İki Öfkeli Adam (İBB Şehir Tiyatroları)
  • Güneş Batarken Bile Büyük (İstanbul Devlet Tiyatrosu)
  • Uyanış (Tiyatro Oyun Bandı)
  • Şekerpare (İBB Şehir Tiyatroları)
  • Katil Joe (Tiyatro İn)
  • Hamlet Makinesi (İstanbul Devlet Tiyatrosu)
  • Cibali Karakolu (İBB Şehir Tiyatroları)
  • Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda (M. Gezen Tiyatrosu)
  • Vakti Geldi (İBB Şehir Tiyatroları)
  • Bir Yaz Gecesi Rüyası (İBB Şehir Tiyatroları)
  • Uzak Adalar (Ölü Aktörler)
  • İstibdat Kumpanyası (Tiyatro İstanbul)
  • Satıcının Ölümü (Ankara Devlet Tiyatrosu)
  • Shakespeare Zorda (Ankara Devlet Tiyatrosu)
  • Paşa Paşa Tiyatro (İstanbul Devlet Tiyatrosu)
  • Kara Vanilya Ormanı (Talimhane Tiyatrosu)
  • Hayal-i Temsil (İBB Şehir Tiyatroları)
  • Romeo ve Juliet (Bakırköy Belediye Tiyatrosu)
  • Ormanlardan Hemen Önceki Gece (Tiyatro Biriken)
  • Küçük Prens Bana Dedi Ki (Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu)
  • Leonce ile Lena (Adana Devlet Tiyatrosu)
  • Tarla Kuşuydu Juliet (Konya Devlet Tiyatrosu)
  • Diktat (Diyarbakır Devlet Tiyatrosu)
  • Beyaz Fil (Teatron)
  • İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz (Hayal Perdesi)
  • Nehir (Oyun Atölyesi)
  • Kabare (İBB Şehir Tiyatroları)

Bale Temsilleri 

  • Giselle (İstanbul Devlet Opera ve Balesi)
  • Hamlet Balesi (Ankara Devlet Opera ve Balesi)


Not 1: Az sonra okuyacağınız değerlendirme, yurt dışı, festival ve çocuk oyunları ile bale temsillerini kapsamamaktadır.  

Not 2: Aşağıdaki kategorilere sadece bu yıl ilk kez oynanan oyunlar dahil edilmiştir. Bu durumda 4 oyun (Katil Joe, Vakti Geldi, Nehir ve Kabare) değerlendirme dışı tutulmuştur. 


En İyi Oyun: Shakespeare Zorda
(Ankara Devlet Tiyatrosu)

En İyi Rejisör: İlham Yazar
(Shakespeare Zorda)

En İyi Dramaturg: Yağmur Yağmur 
(Uyanış)

En İyi Uyarlama: Yeterli düzeyde biri bulunamamıştır. 

En İyi Kadın Oyuncu (Dram): Şebnem Köstem / Hümay Güldağ Belgin (Hayal-i Temsil)

En İyi Erkek Oyuncu (Dram): Erdal Küçükkömürcü 
(Satıcının Ölümü)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Dram): Ayla Baki Yücesoy (Güneş Batarken Bile Büyük)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Dram): Buğra Koçtepe (Satıcının Ölümü)

En İyi Kadın Oyuncu (Komedi) : Ebru Nil Aydın 
(Shakespeare Zorda)

En İyi Erkek Oyuncu (Komedi): Levent Üzümcü
(Bir Yaz Gecesi Rüyası)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Komedi): Yeterli düzeyde biri bulunamamıştır. 

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Komedi): Uğur Dilbaz (Şekerpare) 

En İyi Dekor Tasarımı: Şirin Dağtekin Yenen 
(Güneş Batarken Bile Büyük)

En İyi Kostüm Tasarımı: Şirin Dağtekin Yenen 
(Küçük Prens Bana Dedi Ki)

En İyi Işık Tasarımı: Çetin Atay 
(Satıcının Ölümü)

En İyi Besteci: Can Atilla 
(Satıcının Ölümü)

Umut Vadeden Kadın Oyuncu: Başak Vural
(Shakespeare Zorda)  

Umut Vadeden Erkek Oyuncu: Mesut Dalkılıç
(Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda)

Ege Küçükkiper Özel Ödülü: Teatron
(Beyaz Fil)

Yaşam Boyu Onur Ödülü: Bülent Kayabaş

Oyun eleştirilerini yaptığım blog: http://egekucukkiper.blogspot.com



EGE KÜÇÜKKİPER

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Nasıl Bir Tiyatro?



Dün, (03.05.2015) 'kurtarıcımız' twitter'da tiyatrocular #NasılBirTiyatro adı altında bir başlık açtılar. Ben de birkaç twit attım. RT'ler, FAV'lar gırla gitti. Fakat twitter bana her zaman için çok bölük pörçük gelmiştir. Blog açmamın bir nedeni de düşüncelerimi derli toplu bir araya toplamaktı. Atılan twitleri okurken bazı tiyatrocuların, nasıl bir tiyatro istediğinden çok, kişisel beğeni ve zevklerini ön plana çıkardığını, işi dedikodu kazanına döndürdüklerini, kendilerini tatmin ettiklerini ve en önemlisi tiyatroya hiçbir fayda sağlamayacak isteklerde bulunduklarını gördüm. Şu sıralar Metin And'ın yazdığı 1923-83 yılları arasını kapsayan, "Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu" adlı 700 sayfalık kitabı okuyorum. Az evvel söylediklerim o günden bugüne değişmez bencilliğin adeta birer kanıtı niteliğindeler. Gerçekten çok yazık... 

Nasıl Bir Tiyatro?  Benim düşüncelerim üç yönde ilerlemekte;

A) 

  • Hâlâ yakalayamadığımız ulusal kalp atışına ulaşan,
  • Yerli yazarlara önem veren,
  • Yeni Haldun Taner'ler, Güngör Dilmen'ler, Güner Sümer'ler, Orhan Asena'lar yetiştiren,
  • Deneme-yanılma yönteminin nihayet bulduğu,
  • Yazar-Rejisör-Dramaturg işbirliğinin güçlendiği,
  • Edebi heyet üyelerinin 85-90 yaş aralığında olmadığı,
  • 'Tek Adam' ilkesinin sona erip, paylaşımın gün yüzüne çıktığı,
  • Çağdaşlaştırma yollarının çağı anlamaktan geçtiğinin anlaşıldığı,
  • İçinde bulunduğu zamana göre bir repertuar oluşturulduğu,
  • Sulu zırtlak vodvillerin en aza indirgendiği,
  • Seyirciyi düşünmeye sevk edecek metinlerin yazıldığı ve sahnelendiği,
  • Yerli yazarlarımızın ve genel olarak Türk Tiyatrosu'nun dünyaya açıldığı,
  • Yine bu yolla işin içerisindekilerin, Dünya Tiyatrosu'nu takip ettiği,
  • Taklidin değil, özgünlüğün kendini gösterdiği,
  • Daha çok festivalin yapıldığı,
  • Basının tiyatroya ilgi gösterdiği,
  • Çocuk tiyatrosunun hak ettiği önemi gördüğü,
  • Yeniliğe açık olan,
  • Tekniğini geliştiren,

B) 

  • Tiyatroyu tiyatrocuların yönettiği,
  • Şehir ve Devlet Tiyatroları'nın özerk bir yapıya kavuşturulduğu,
  • Ödül kurumlarının objektif davrandığı,
  • Birtakım tiyatrocuların ödül delisi olmadığı,
  • Yazanın, yönetmediği, yönetenin oynamadığı, 
  • Yine bu yolla üçlü bir işin sahnelerden uzak kaldığı,
  • Bir tiyatronun, doluluk oranı ile yönetilmediği,
  • Sansürden, törpülemeden, oto-kontrolden hiç bahsedilmediği,
  • Korkunun alt edilip, özgürlüğün yükseldiği,
  • Eleştirmenlerin, eleştirilerini seviyeli bir üslup ile yazdığı,
  • Beğeni ölçütünün, eş dost ilişkisi ile belirlenmediği,
  • Tiyatrocuların matine-suareden şikayet etmediği,
  • Dedikodunun, gıybetin, iftira ve her türlü karalamanın tarihe karıştığı,
  • Her tiyatrocunun eleştiriye saygı duyduğu,
  • Twitter gibi mecralar üzerinden kimsenin kimseye saldırmadığı,
  • Eleştirmenlerin, oyun metnini okuyup, öyle izlediği,
  • Tiyatro yönetiminin, seyircinin okumak için istediği metni verdiği,
  • Bir yazıdan iki oyun çıkarılmadığı,
  • Aynı rejisörün aynı oyunu farklı yıllar ve yerlerde defalarca yönetmediği,
  • Ücretlerin fazla olmadığı,
  • Matine kültürünün yeşertirildiği,
  • Tiyatrocuların daha fazla kazandığı,
  • Dışarıdaki işlerinden ziyade kurum içindeki görevlerine öncelik verdikleri,
  • Broşürlerin her oyuna zamanında yetiştirildiği,
  • AVM içine tıkılmadığı, sanat eserleriyle dolu binaların olduğu,
  • Kapalı sahnelerin açıldığı, 

C) 

  • Seyircinin oyun esnasında yemek yemediği, konuşmadığı, telefonuyla ilgilenmediği,
  • Yerli yersiz kısımlarda gülüp, alkışlamadığı,
  • Son dakika salona teşrif etmediği,
  • Oyuna gelmeden evvel, oyun ile ilgili biraz araştırma yaptığı,
  • Velilerin, çocuklarını sık sık tiyatroya götürdüğü,
  • Tiyatroya daha şık kıyafetler ile gelindiği,
  • Oyun sonrası seyircilerin toplanıp, oyun hakkında tartıştıkları,


BİR TİYATRO

(Sol baştan sırasıyla sağa doğru) S.Mrozek, Şinasi, S.Şendil, A.Ağaoğlu, G.Dilmen, N.Kemal, T.Oflazoğlu, T.Buğra, T.Özakman, H.Pinter, B.Shaw, N.Hikmet, F.Lorca, A.Miller, J.P.Sartre, A.Vefik Paşa

(Sol baştan sırasıyla sağa doğru) W.Shakespeare, H.Ibsen,T.Willams, V.Öngören, A.Çehov, B.Brecht, Goethe, O.Arayıcı, Moliere, C.Goldoni, H.Taner, G.Sümer, S.Beckett, Strindberg, A.Nesin, O.Asena


EGE KÜÇÜKKİPER


4 Şubat 2015 Çarşamba

Ben, Engin Alkan ve Metamorfoz




Bu yazı, yukarıda paylaştığım, Engin Alkan'ın twitime verdiği bir cevaptan doğdu. Engin Bey'in bu twiti beni üzmekten ziyade (böyle bir amacı olmadığına eminim) sevindirdi. Kendisine dört teşekkürüm var. 

1) Beni akıllı bulduğu için teşekkür ederim.
2) Sanatı sevdiğimi anladığı için teşekkür ederim. Bunu anlayan "beni" anlamış demektir.
3) Beni ilgiyle takip ettiği için teşekkür ederim. (Beni twitter'da takipten çıksa dahi)
4) Hakkımda uzun uzun düşündüğü için teşekkür ederim.

Engin Bey, İBBŞT hakkında yazdıklarımdan ve Küskün Müzikal'i beğenmememden dolayı bana kızgın. (Bu benim yorumum) Alkan'ı yıllar öncesinden 'takip' ediyorum. Açık açık söylüyorum: "Tarla Kuşuydu Juliet"i, (İBBŞT) "İstanbul Efendisi"ni (İBBŞT) ve "Şark Dişçisi"ni (İBBŞT) beğenerek seyrettim. İlk iki oyunu ikişer kez izledim. "Vişne Bahçesi"nde (İBBŞT) umduğumu bulamadım. Yeditepe Üniversitesi öğrencilerine rejilediği "Vişne Bahçesi"nde mest oldum. "Küskün Müzikal"i ise hafızamdan atmaya çalışıyorum. "Çürük Temel"i (İBBŞT) ve "Huysuz"u (AYSA P.) İstanbul dışında bulunduğum için henüz yorumlama 'fırsatı' bulamadım. (Evet Engin Alkan'ı her zaman bir fırsat olarak gördüm) Nisan ayında göreceğim.  

Bahsi geçen bütün oyunlara gitme sebebim, rejisör ibaresinin karşısında Engin Alkan yazıyor oluşudur. Bunu, beni tanıyan herkese sorabilirsiniz. Engin Alkan benim için Ekim 2012'den itibaren yokuş aşağı inmeye başladı. Ben her yönetmeni dibe vurana kadar takip etmeye devam ederim. Dibe vuranlar oldu. Ben de onlarla vedalaştım. Geri dönmem çok zor. Şu an İBBŞT'nda oyunları var, içimden gitmek gelmiyor. "Şekerpare"ye gitmeye niyetim var. Yani önümde Engin Alkan fırsatları için 3 oyun var. 3'te 2 tutturursam ne âlâ...

Gelelim metamorfoza. Engin Bey'in bu cümleyi çeşitli anlamlarda söylemiş olabilir. Tek anlam çıkarmak yanlış olur. Tahminlerimi aşağıda sıraladım.

1) Önceki oyunlarımı beğendin, sonra beğenmemeye başladın.

Bu zayıf bir tahmin. Çünkü cümlede 'zehirli ortam' diye bir ifade var. Zehirli ortamdan kasıt twitter. Başkalarının beğenilerine göre, kendi beğenilerimi kesinlikle değiştirmem. Engin Bey'le aynı ortamda çok bulunduk ama hiç konuşmadık. Yani beğenilerimde bir torpil, beğenmeyişlerimde de bir garez yok. Ortamın zehirli oluşuna katılıyorum lakin ben ne zehri akıtanım ne de akan zehirde yıkanan...

2) İBBŞT'ye karşı daha ılımlı ve hoşgörülüydün, artık değilsin.

Bunun GSY 'değişimi' ile bir ilgisi var. Ayşenil Şamlıoğlu döneminde, onun yaptıkları nezdinde konuştum. Şimdi Erhan Yazıcıoğlu'nun yaptıklarını dikkate alarak konuşuyorum. Bir sonraki GSY için de çekinmeden konuşurum. Bu son derece doğaldır. Durumun, bu sefer Engin Alkan'ın da yönetimde olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bunun için üzgünüm. Elimden gelen bir şey olmaz....

3) Melih Anık'ın tarafına geçtin. Bu dönüşümü sana yakıştıramadım.

Ortada bir taraf yok. Siz twitlerinizde Melih Anık'ın adını geçirmek istemiyorsunuz (nereden biliyorsun o zaman onu kasettiğimi? diyebilirsiniz) ama tahmin edebiliyorum. Öncelikle Melih Ağabey'i, çok yakından tanıyor, Türk Tiyatrosu için düşüncelerini çok net biliyorum. Kendisiyle defalarca bir araya geldik. Evinde beni misafir bile etti. Oysa biraz evvel değindiğim gibi size çok yakınmışım gibi gözüksem de aslında sizi çok uzaktan tanıyorum. Estetik ve sanatsal düşüncelerinizi, siz açıkladığınız ölçüde biliyorum. Lakin yönetim katı sus pus. Haliyle düşüncelerim kısıtlı kalıyor. Torpil yapmıyorum. Ne sizin ne de Melih Ağabey'in torpile ihtiyacı var. Melih Ağabey ile düşüncelerimiz ortak. İnandığım, güvendiğim bir büyüğüm. 

Uzun lafın kısası, metamorfozu ben yaşamıyorum. Metamorfozun geri dönüşümü yoktur. Olmadığı için de sizin yaşamış olduğunuzu düşünmek istemiyorum. Bundan 5 sene evvel liseyi bitirdiğimde arkadaşlarım lise yıllığına şöyle yazmışlardı: "Yıl 2050 olacak ve sen hiç değişmeyeceksin." Değişime kapalı olmak belki kötü bir şey fakat değişimi negatif yönde geçirmek bence daha kötü. İstanbul'a geldiğimde yüz yüze görüşmeyi elbette isterim. Şimdilik hoşça kalın...

Not: MSM'nde eğitim verdiğiniz yıllarda, kilolu, Fenerbahçe fanatiği, prova aralarında maç izleyip, tezahürat yapan, o yıllarda 40 yaşlarında ve adı Gül Yıldırım olan bir öğrencinizi hatırlıyor musunuz? Kendisi teyzem. Dedim ya hem çok yakın hem de çok uzağız...  

Yazımı okuduktan sonra Engin Alkan aşağıdaki twitleri attı.




EGE KÜÇÜKKİPER



18 Ocak 2015 Pazar

Kaçan Fırsatlar Limited (İBBŞT)


'Kaçan Fırsatlar Limited', Çağan Irmak'ın, 'Kabuslar Evi' başlığı altında yazıp yönettiği, 2006 yılına ait, psikolojik gerilim türünde olan 13 seri filmden bir tanesi. Oyuncu kadrosunda ise; Levent Üzümcü, Bennu Yıldırımlar, Ali Düşenkalkar, Kutay Köktürk, Sevim Gelenbe ve Bilge Şen var. Filmi daha önce izlemiştim. Dün akşam tekrar izledim. İkinci izleyişim, senaryodan farklı anlamlar çıkarmamı sağladı. Filmdeki karakterler ve olay örgüsü İBBŞT'nı hatırlatırken, kurumun yöneticilerinin tutunduğu tavırlar aklımdan geçti.  

Filmi izleyenler bu yazıyı okuduktan sonra benzer noktaları göreceklerdir. İzlemeyenler için, elimden geldiğince 'açık' yazmaya çalışacağım. Fakat filmin bütününe değil, sadece benzer noktalara değineceğim. 

Baş karakterimize "O" diyelim ve başlayalım. O, büyük bir iş adamı. Her türlü çalışanı (şoförü, ofis elemanları, çaycı) O'ndan nefret ediyor. Çünkü kendisi, bütün iş ve ilişkilerini 'tatlı sert' bir yolla 'kulak çekerek' yürütüyor. Çaycı, her seferinde kahvesine tükürüyor fakat O, bu durumu bilmiyor.

Burada duralım. Tanıdık geldi değil mi? Yukarıdaki paragrafta iki benzerlik söz konusu. Birincisi zaten aşikâr. O'nun 'idare etme' yöntemi. Diğeri ise, habersiz tükürülen kahve. O, kurum içinde köstebek olduğunu söylüyor. Yani biri o kahveye tükürüyor ama kim olduğu belli değil. Sadece şüphe var. Ama o, kahveyi içmeye devam ediyor. Yani kendi kendini zehirliyor. Ne uğruna? Ayrıca köstebek, 'nefret' kısmını da onaylıyor. Demek ki seveni kadar sevmeyeni de var. Kulislerinden 'sevgi' taşan bir kurumun yöneticisi, bu nefreti almak için ne yapmış olabilir? (Filmdeki nefretin nedeni: 'muamele')

Devam edelim. O, bu şekilde davranmaya devam edip, kendi PR'ını düşündükçe, yeni bir iş fırsatlarını 'kaçırıyor' ve elindekileri kaybediyor. Tam bu esnada gazetede ve televizyonda 'Kaçan Fırsatlar Limited'in ilanı ile reklamını görüyor. Görüşmeye gittiğinde kurumun sahibi, ona kaçırdığı 3 fırsatı tekrar sunabileceğini, bunun için 3 adet çikolata alıp, dileğini tutuğu anda yemesini söylüyor. O, birinci çikolatayı yerken, Tuzla'da kaybettiği arazi ihalesini geri almayı, ikinci çikolatayı yerken bir Amerikan şirketi ile ortaklık yapmayı, üçüncü çikolatayı yerken de, geçmişinin silinmesini istiyor. (Not: Üçüncü çikolatanın yarısı yok)

Yine duralım ve benzerliklere bir bakalım. Öncelikle şunu söylemem gerekir ki, O'nun her isteği 'ben' merkezlidir. İlk iki isteği şirketi ile ilgili imiş gibi duruyor olsa da O, cebine girecek olanın derdindedir. Bizde ki O'ya, böyle bir fırsat verilse BENCE şunları dilerdi: 1) PR yüksek olsun, 2) Tiyatroyu tiyatrocular yönetsin, 3) Tarihe geçeyim. Görüldüğü üzre ilk iki istek kurumun menfaati içinmiş gibi algılanmaktadır. Lâkin 'ben' merkezlidir. Tiyatroyu yükseltmeye ve geliştirmeye yönelik bir adım değildir. Özellikle ikinci dilek (filmdekinin) İBBŞT'nun yabancı yönetmenler ile çalışma isteğine birebir uymaktadır.  

Ve üçüncü dilek. Biri geçmişini silerek unutulmak istiyor, diğeri geçmişi ile hatırlanıp tarih yazmak. Her ne kadar zıt dilekler olsalar da aslında birbirini tamamlıyorlar. Filmdeki O, bu dileğini canı ile ödüyor. Bu sayede otomatik olarak geçmişinden kurtuluyor. Bizim O, bu dileği için nasıl bir bedel ödeyecektir bilinmez fakat tarihe geçeceği kesindir. İyi mi yoksa kötü mü hatırlanacağının cevabı ise şüphesiz çikolatanın 'yarım' oluşunda saklıdır. Bizim O'nun hala, kayıp olan diğer yarıyı bulmak ve iyi bir biçimde iki parçayı tamamlayıp yeme şansı vardır. 

Filmde sık sık kullanılan bir cümle ile yazıyı bitirmek istiyorum. Şöyle diyor çikolataları sunan dilek bekçisi: "Siz sadece görmek istediğinizi görmüşsünüz." İBBŞT tamamen kendi içine bakmakta, dışarıdaki gözü içeriye sokmamakta direnmektedir. Dilek bekçisi, filmdeki O'yu öldürürken ilk olarak 'gözlerini' oyarak işe başlamıştır. Bilmem anlatabiliyor muyum?  

ÖNEMLİ NOTLAR: 

1) Tesadüftür ki filmin iki oyuncusu (L. Üzümcü ve B. Yıldırımlar) İBBŞT sanatçısı. 
2) "Kabuslar Evi" başlığı İBBŞT'nın seyirciye yaşattıkları ile doğru bir ada ulaşmıştır. 
3) Dilek bekçisinin niyeti kötüdür. Fakat O bunu anlayamamıştır. Bu nedenle hep 'verileni' almıştır. Verileni lezzetli bulmuş ve daha çok istemiştir. 
4) İBBŞT, tarihinde çok fırsat kaçırmıştır. Kaçırmaya da devam etmektedir. 
5) Filmdeki O, K.F.Limited'in reklamını her gördüğünde kendine zarar vermektedir. (Bir tarafını keserek) İBBŞT için de durum bundan farksızdır. O'nu kemiren, O'nun içindedir.

Filmin linki: 

https://www.youtube.com/watch?v=VPYN8apYyIM







EGE KÜÇÜKKİPER


15 Ocak 2015 Perşembe

Röportajın Adı: GSY (İBBŞT)


Bu yazı Seray Şahinler Demir'in, İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu ile yaptığı röportaj ile ilgilidir. 

Röportaj linki: 

http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=2524


1) 3-5 Eleştirmen demeniz bile eleştirmenleri yok saydığınızın bir göstergesidir. Unutulan eleştirmen Üstün Akmen değil de bir başkası olsa idi yine aranacak mıydı? Yoksa bir çifte standart durumumu söz konusu?

2) Öğrenciler daha evvel küsmemişti. Bu yönetimden evvel her gittiğim oyun talebe kaynıyordu. Bence şimdi küstüler. Salonun çoğunluğu 60 yaş ve üzeri seyircilerden oluşuyor. Her gösterimden haberim var. 

3) Klasik eser oynamadığınızın farkına varmanız güzel. Fakat seçtiğiniz oyunlardan birini bu sezon Tiyatro Pera'da oynuyor. (Kısasa Kısas) Ve oynayacakları haberini ben yazın öğrenmiştim. Aynı oyunu seçmek ne derece doğru? Hoş bir rekabet değil.

4) Hülya Karakaş'ın mektubu ironi kokmuyordu. Sizin kamuoyuna duyurduğunuz çeşitli mesajlarınız gibi 'açık' bir mektuptu. İroninin kelime anlamına bakmanızı rica ediyorum.

5) Oyun provasını görmek istediğinizde, yönetmenin ve oyuncuların 'direnmeleri' normal değil mi? 'Aç göster' zihniyeti size yakışmıyor. Direnişin kelime anlamının sizde çok başka yerlerde olduğunu görüyorum. 

6) "Cibali Karakolu" 40 prova yaptı diyorsunuz. 8 Ekim'de oyunun çıkması şart mıydı? Biraz daha bekleyemez miydi? 'Ben geldim yaptım'  mantığının doğurduğu sonuçlar ortada. 

7) "Kurum dışı iş kabul etmiyorlar" cümleniz röportajın 'topic' cümlesi konumunda. Tiyatroları teker teker ziyaret etmenizi diliyorum. 

8) Eski oyunlarla vedalaşmanız 'torpil' içeriyor. "Şark Dişçisi", "İstanbul Efendisi" yıllardır oynuyor. Hem de her ay. Yoksa bahsi geçen oyunların yönetmeninin Engin Alkan oluşu bu oyunları kaldırmanıza bir engel mi teşkil ediyor? Yöntemden kastınız PR mı?

9) Oyun seçimindeki 'otorite' Yiğit Sertdemir demişsiniz. Bu kadar kolay mı? Soytarı ile Cordelia ilişkisini çözemeyen bir otorite...

10) Protokolü azaltmışsınız. Bu iyi. Fakat engelliler için neden sadece Perşembe günü seçildi? Eskiden her gösterimde üstyazı uygulaması vardı. 

11) Sözlerinizden anladığım kadarıyla her oyuna 2 gala yapılıyor. Bu durum bende, seyirci gösterimlerini azaltıp kendi içinizde 'eğlendiğiniz' izlenimini bıraktı. 

12) 'Mağdur' edebiyatını son gaz devam ettirmişsiniz. Yedikule'den gelmeniz seyirciyi hiç ilgilendirmez. Yelpazeden kasıt bu olmamalı...

13) Ben 'onlardandım' (geçmiş zaman) sözünüz bir başka kutuplaştırma örneği. Şimdi kimlerdensiniz? Bu ifadenin ardında kulislerinizde 'sevgi' oluşu şüphe çekmez mi? 

14) 'Çatlak' sesler, siz düzeldiğiniz zaman susacak. Kurumun da 'dibi çatlak'. Çünkü kazanın dibi yamalı. Çıkan ses ortada ama duyan yok. Kulaklarınız tıkalı. Bu durumda eleştiriye kulak vermeniz de imkansız.

15) "Kadın İstasyonu" oyununu bilmemeniz çok ilginç. Son 10 yılda İBBŞT'nda kaç oyun izlediniz ve kaç oyun okudunuz? Bunu size 'Bertolt Brecht Külliyatı'nı (11 cilt) eksiksiz okumuş olan biri soruyor. 

16) Uyum süresinin 'geleneksel' olduğunu belirtiyorsunuz. Görüyorum ki siz hala uyum sağlayamamışsınız. Neyse süreniz uzun..

17) İşinize gelmeyen şeyleri 'aile içi' olarak değerlen- dirmişsiniz. Bu pek 'açık' değil. Tabii 'hakkınız' var. 

18) Bir yandan okul (aslında atölye) açıp diğer yandan yabancı yönetmen peşinde koşmak bence mantık dışı. Yönetmen yok diyorsunuz lakin olanı da istemiyorsunuz. (Bkz: Hülya Karakaş) Hep aynı kişilere oyun yönettirmek niye? 

19) Okul açmakla tarihe geçip geçmediğinizi, okul ve zaman gösterecek. Şimdiden konuşmak çok erken. Kendinizi 'tanrı' ilan etmek yakışık almaz. 

20) 70'e kadar oradayım lafınız inşallah şakadır. Düşünmek bile istemiyorum!

21)
 Tiyatro duraklama döneminde falan değildi. Siz başa geçince yükselme dönemine de geçmedi.

22)
 Kendi beynimi ancak ben kontrol ederim. Sizin 'kulak çekme'niz bana sökmez. 

23)
 Sizin için GSY sadece Muhsin Ertuğrul ve Gencay Gürün mü demektir? Diğerleri? Mazlum Kiper ve Ayşenil Şamlıoğlu dönemlerini inceleyin. 

24)
 Kerem Yılmazer sahnesi'nde 'konuk' tiyatrolar
oynayabiliyorsa, kurum oyunları da oynayabilir demektir. 

25) Tiyatro, seyirciyi mutlu etmekten ziyade, 'rahatsız'
etmelidir. 


NOT

Röportajı yapan şahıs oyun yazarı olan Pirandello'yu, 

teknik direktör Prandelli şeklinde yazarak büyük bir 

skandala imza atmıştır. Bir özür borçludur.

  


EGE KÜÇÜKKİPER


30 Aralık 2014 Salı

'Güncel'i İyi 'Okumak' Gerekir

Dün Memet Baydur'un "Yeşil Papağan Limited" adlı eserini okudum. Eseri okuduktan sonra bundan önceki okumalarımda yaptığım gibi, ilk olarak metni kendi kafamda tarttım ve aldığım notlardan birtakım çıkarımlar yaptım. Daha sonra Devlet Tiyatroları Digital Oyun Arşivi'nden, oyun hakkındaki broşürleri inceledim. İncelerken, dikkatimi çeken ve beni şimdiye kadar rahatsız eden bir konu üzerinde durulduğunu gördüm. Yazarın kendi ağzından aktardığı iki sayfalık kısmın fotoğrafını aşağıda paylaşmak istedim. Aslında benim bu yazıda değineceğim 'sorun' sadece ilk sayfayı kapsıyor fakat oyunun ortaya çıkış sürecini merak edenler için her iki sayfayı da yayınladım. (Yazımın devamı fotoğrafların altındadır. Öncelikle fotoğrafta yazanları okumanız daha iyi olacaktır)




Memet Baydur şöyle diyor: "Hayatı boyunca 'güncel' olanla dalga geçmiş ve 'güncel edebiyat' ile mesafesini korumaya çalışmış bir yazar olarak, memleketimiz yazınının bence en güzel örneklerine sığınıyordum." Yazarın bu cümlesinden yola çıkarak, 'güncel' ile ilgili bazı maddeler oluşturdum.

1) Güncel olanla dalga geçmek her yazarın yapabileceği ve anlayabileceği bir şey değildir. Öncelikle 'güncel' kelimesi neyi ifade ediyor bir bakmak gerekir. Yerli ya da yabancı genç oyun yazarlarında 'güncel'in sadece 'bugün'e has bir şey olarak algılandığını görüyorum. (Okuduğum metinler bana bunu gösteriyor) Güncel, yalnızca bugünü kapsamaz. İlerisi için bir kaynak oluşturur. Adımlar (replikler) geleceğe doğru giden yolu belirler. Günümüz itibariyle yazılan oyunlar, bundan 200 sene sonra sahnelendiklerinde, güncelliği merkez noktasında tutup, bugünü (sahnelendiği günü) yakalayabilmelidir. (Klasik eserler bunu yapıyor.) Mühim olan 'evrensel' olabilmektir.

2) Her şeyden önce dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var. Memet Baydur'un oyunu 'isim' olarak fazlasıyla güncel. Bunu, oyun isminin (Yeşil Papağan Limited) 'belirsizliğine', 'kimliksizliğine', 'kişilerden ve olaylardan bağımsızlığına' borçlu. Metin 1992 yılında yazılmış. Aradan geçen 22 yıllık süreç içerisinde eskimemiş, güncelliğini yitirmemiş. Yani o güne 'kilitli' kalmamış. 

Çünkü dönemin siyasilerinin adları gerçeği yansıtmamış, olaylardan tarihi akış içerisinde ve isim verilerek bahsedilmemiş. Bütün bunlara rağmen metni okurken, 'bakan' olan karakteri, yakın bir zamanda haklarında fezleke çıkarılan dört eski bakandan biri, bir başka karakteri ise yine çok yakın zamanda "faiz geri alımı" ile gündeme gelen kişi olarak yorumladım. Karakterleri günümüz ile bağdaşlaştırdığım için haliyle olayları da bu çerçevede yorumladım. Kısacası 22 sene öncesinin ışığı bugünü aydınlattı. Çünkü kilit her zaman 'açık'tı.

"Taksim Meydanı Müzikali" dediğimde ne düşünürsünüz? Ben, adı (ve dolayısıyla metni) adeta 'bugün' (aslında dün) içerisine sıkışmaya mahkûm olmuş, Yeşil Papağan Limited'in tersine her şeyi belli ve açık (!) olan, belki bundan yıllar sonra hatırlanmayacak bir olayın peşinden giden, dönemin siyasilerine takılı kalan bir oyun düşünürüm. İktidarlar gelip geçici fakat sanat/sanatçı kalıcıdır. Memet Baydur'un oyunu tam da bu 'kalıcılık' üzerine kurulu. Gökhan Erarslan'ın "Vakti Geldi" adlı oyununu da bu kalıcılığın içerisine dahil edebilirim. Oyundaki karakterlerin isimleri 'Bürokrat', 'İş Adamı', 'Profesör' ve 'Kadın'dır. Hangi Bürokrat?/İşAdamı?/Profesör?/Kadın? olduğu belirsizdir. Yani boşluğu siz doldurursunuz. 

3) "Güncel olan ile dalga geçmek" Memet Baydur'un metninde asla bir 'yergi' taşımıyor. Oyun kara komedi türünde ve bu türün gerekliliklerini yerine getiriyor. 'Laf sokmak' bir dalga geçme sanatı değildir. Dalga kimi zaman yükselir, kimi zaman alçalır. Bu da oyunun nasıl bir zekaya hitap ettiğini gösterir. Bazen seyirci yüksek dalgada boğulur bazen yazar. Boğulan yazar, artık dünde anılacak, gelecek için bir şey yapamayacaktır. Bazen de yazar 'dalgakıran' vazifesi görür. Sınırı aşmaya müsade etmez! (Her şeyin bir ölçüsü var)

4) "Güncel edebiyat ile mesafeli olmak" her zaman iyidir. Ben, bu cümledeki edebiyat sözcüğü yerine 'tiyatro'yu koyuyorum ve sahnelenen çoğu oyunun 'vitrin' olduğunu yineliyorum. Popüler kültürden beslenen bir sanat olmaz. Olmamalıdır. Hangi oyunun bu yolla sahnelendiğini, yazıldığını ve seçildiğini anlarım. Anladığım zaman da o oyun/yazar/yönetmen ile arama bir mesafe koyarım. Oyunu izlememekle, yazarın diğer eserlerini (varsa) okumamakla, yönetmeni takip etmemekle... 


Oyun Yazmak İsteyenlere Çağdaş Türk Yazar ve Oyun Önerileri

Güngör Dilmen (Canlı Maymun Lokantası), Orhan Asena (Korku), Oktay Arayıcı (Bir Ölümün Toplumsal Anatomisi), Güner Sümer (Hüzzam), Haldun Taner (Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım), Turgut Özakman (Sarıpınar 1914), Turan Oflazoğlu (Kösem Sultan), Melih Cevdet Anday (Mikado'nun Çöpleri), Adalet Ağaoğlu (Kozalar).



Kaynak: DT Digital Arşivi / İDT "Yeşil Papağan Limited" Oyun Broşürü.

EGE KÜÇÜKKİPER